www.flickr.com
t.tku's items Go to t.tku's photostream

21 Haziran 2007 Perşembe

sesler, renkler, zevkler


kelimelerin ayniligindan ziyade basmakalip cumlelerle yazilmis onlarca makalenin bana yeniden ne kazandirdigini, kazandirabilecegini sorguluyorum iki gundur. devrik cumlelerimin dusuncelerimi hizla yaziya dokerken olustugunu sanarken, kendimi oyle bir kaptirmisim ki bu yazarin kitaplarini, yazilarini okumaya; dusunurken, yazarken hep o'ndan etkilenmisim icten ice.

bilgisinden, yuceliginden, yaza yaza ermisliginden suphe duymadigim Elif, bu iki gun boyunca aklimdaki kulpa bir soru takti: guzellikleri sevdigimiz insanlara mi yakistiririz? aklimin kivrimlarinda pek fazla sekillendiremedim bu soruyu, bu yuzden farkli bicimlerde sunamiyorum sizlere, ama o kivrimlari ince ince dokuyup ilgili cevaplari, ornekleri tek tek kendime verdim.

gurpinar'in bir kitabini dahi okumamis ben, o'nun escinsel oldugunu ogrenince hissettigim garip, bende tarifi zor, karmasanin, o cok sevdigim, her eserini en buyuk ciddiyetle okumaya calistigim shakespeare'in escinselligini anlayinca kendini hissettirmemesi; boyle bir duygunun yanindan bile gecmeye zeval verdirmemesi bunca senelik okuma anlayisimi yargilamama sebep oldu.

sonelerinde uzun uzun hemcinsine olan askinin buyuklugunu anlatan shakespeare'in bu siirleri aslinda o donemde populerlesen akimda da basarili olabilecegini gostermek icin yazdigi gercegini neden aklimin kivrimlarinda en kuytu koselere oturtmusum simdilik bilmiyorum. o'nun cogu sonesinin sonuna yakistirdigi 'bu ask zamanla bitse, guzelligin zamanin gucune yenik dusse de sevdigimin guzelligi, buyuk askimin yuceligi zamani asip sonsuza degin benim dizelerimde yasayacak' inancina, ozguvenine sahip olmasinda biz okuyucalarinin degerli yazarin kibirine tahammulumuzun hic etkisi yok mudur?

bu yasimda, bu seviyede oyunlarini, siirlerini begenmek - begenmemek; yazari sevmek - sevmemek degil mesele kararliliginda olan biteni, yazilmis, bir sekilde dile getirilmis gecmisi elestirebilmem ne mumkun, ama hatri sayilir bir ulkenin edebiyat tarihini okumak, kendimce yorumlar yapmak acemi akademik gorevim. ne zaman bir charles boyce ermisliginde shakespeare'e dair yorumlarimi belirtebilirim, iste o zaman kendimi kararli ve hakli bulurum. aldigim derslerden, okudugum sinirli sayidaki kitaplardan etkilenip de ornekleri bunlara gore vermek; noktalamaya, imlaya ve anlatima da tam olarak hakim olamamak da benim yetersizligim olsun. 

Elif'in kitaplarini senebesene yeniden yeniden okurken bazi cumlelerindeki anlatim bozukluklarini gormezden gelme degil de kaptirmistir yazmaya, anlayacagimizi dusunmustur diye yorumlamam, 'sabahattin de su cumlede anlami, zamani amma karistirmis, nasil devam edilecek simdi bu kitaba?!' diye yakinirken diger deneyimli cevirmenimiz, yazarimiz sabahattin eyuboglu'nun hakkini veremememden kaynaklanmaz mi?

kendisi de 'kendi aklini kullanmayan insan, kitaplarin en guzeline de inansa, ozgur dusunemiyor demektir.' derken ben utaniyorum.

bu noktada, ne aci ki, yazar ile aramizda bir sekilde kurdugumuz, daha cok eserini okudukca gelistirdigimiz duygusal bag beni, kendimi iyi bir okur olarak dusunurken, cok fazla etkiliyor. oyle bir hal ki en sevdigin yazar kim diye sorduklarinda, hatalarina, dusunce farkliliklarina, bencil goruslerine, subjektif yaklasimlarina en fazla tahammul edebildigim yazarin ismini soyluyorum.

bilginin yukledigi sorumlulugu kaldirmaya pek elverisli olmayan unutkan aklim, kendine ters gelen dusunceleri nasil da gerisin geri unutulmaya dogru iterken, en yakin gordugum arkadaslarimin heyecanlanarak benimle paylastigi yeni fikirlerini sirf kendisine mantikli gelmiyor diye dupeduz yok sayarken; zamaninda kurdugum duygusal baga guvenip de bazi yazarlara kayitsiz sartsiz imtiyazlar veriyor. ustune ustluk daha yazarin iyi hallerini ornek alip o'nu yermeye eli gitmemek, dili varmamak dogru olan midir, degil midir bilmiyorum.

butun bu dusunceler kitabi, yazari ve yazilarini yargilama tarzimda zaman icerisinde cozebilecegime inandigim onceden de var olan problemlerin simdi ortaya cikmasina daha dogrusu benim anca anca anlayabilmeme vesile oldu. tabi bu durumu problem olarak degerlendirip degerlendiremeyecegimden bile emin degilim, hepsi muamma. belki yaz sicagi.

en basinda oyle yazdigim, basmakalip cumlelerin yazarin kendisini tekrarliyormus gibi hissettirmesindeki rolu buyuk, hatta bu kararlilikla problem olarak nitelendirebilecegim tek durum. tarih bilgisine ve dili etkin kullanabilme yetisine de guvendigimiz Elif'in kac kitaptir farkli konulari ustaca islerken hep ayni anlatimi kullanmasi artik beni de acaba 'o kendini tekrarliyor, ben de yine yine okuyor muyum?' sorusunu kendime sormaya yoneltiyor.


kendisi 'tekrarlar ve benzerlikler oylesine biktirici olmali ki (...)' diyor, ben simdilik en buyuk hevesimle okudugum her bir kitabinin o'ndan bekledigim, o'na yakistirdigim gibi muhtesem bir cesitlilik arz ettigini dusunemiyorum. nihayetinde, bu durum yine de hic bir sekilde o'nu sevmememe, o'nu kendimde - icerimde en muhim yerlere tasimama bir engel teskil etmeyecek. kendi kendime gelin guvey, oy anam oy.

uzun uzun beni dusunduren bir durumdan yakinip yakinip da simdi tekerrur aynilik demek degil, ne de cember yuvarlak diyerek esnek kararlarimin ardindan gulebilecegim zamani, olgunluk cagimi(!) beklemeye basliyorum. en guzel defterimin orta yerine bana bu satirlari yazdiran ve 'bagliliyla degil, ayrilikla musemmadir ask' diye yazan Elif'e..

kendince devam edip kendince bitiyor, ama sonu burada yok.








13:15

4 tane

Anonymous Adsız dedi ki...

peki, elif, ismiyle müsemma... ya yeni bir yazar? adı sanı duyulmamış? nasıl okunur, neye bakarak okunur, neden okunur? ya bir arkadaş okuyup da tavsiye etmediyse; ya radikal veya cumhuriyet kitap eklerinde karşılaşılmamışsa kendisiyle; ya milliyet sanat'ta, notos öykü'de, eşik cini'nde, kaçak yayın'da, vs. reklamı yapılmamışsa; ekşisözlük'te ve bilumum klonlarında başlığı bile açılmamışsa; trt radyo 4'de arkası yarın formatında "bir roman bir hikâye" programında okunmamışsa; çok okunan bir blogda teşhir edilmemişse; vs.; vs.; tek şansı bir kitapçının rafında duruşu mudur? boyu bosu, endamı, kapağının, sırt yazısının sırıtışı mıdır? kitaplar çağırır mı insanı dost kitabevi'nde, imge'de, bilim ve sanat'da, kabalcı'da, alkım'da, megavizyon'da, mephisto'da, pentimento'da? illa ki metis, iletişim, can, ithaki, ayrıntı, sel mi olmalıdır çekim gücü için? merkezden kaçık olsa, lotus filan olsa, ha, ne dersiniz tutku? merak ediyorum bu konudaki seslerinizi renklerinizi zevklerinizi.

22 Haziran 2007 21:15  
Blogger ttku dedi ki...

yazinin basinda aklimdaki soruyu planladigim sekilde aktaramadigim icin, sorun belledigim bir durumun sebebini bulmayi en basindan planladigim icin, her yeni bir cumleyle onceden belirledigim konu ilerleyisini dagitmisim, etrafa sacmisim, dallanip budaklandirip abartmisim bu yazida. oncelikle bunu kabul ediyorum.

bu kabullenisten sonra yaptiginiz yorumun asil sorunumla ne kadar ilgili oldugunu dusunmemeye kendimi zorladim. dedim ki akliniza takilan bir konuda benim de dusuncelerimi ogrenmek istemissiniz.

yazdikca kendiliginden aklima gelen sorulari da aralara sikistirdigimin farkindayken sonradan yaziyi tekrar okudugumda aslinda olasi cevaplari da kendimin verdigini anladim. siz de bu yorumunuzda olasi tum siklari vermissiniz gibi geldi bana. ben de bu seceneklere gore dusundugumde dediginiz gibi taninmamis, cok fazla bilinmeyen, marketing'in akilalmaz ilerleyisinden bir sekilde nasibini alamamis bir kitabin tek sansi bizim yani okuyucularin onu farkedebilmesidir.

bu noktada kitapcinin rafinda gormusuz, ismi enteresan bir tamlamaymis, kapak fotografinda resminde su akimi yansitmis olasiliklari da kisiden kisiye degisen bir olay haline geliyor. bence tek sansi bizim o kitabi farketmemizken artik kisilerin dikkatlerine, ilgilerine gore de zaten kisitli olan sansi kucuk kucuk yuzdelere ayriliyor.


ben boyle bir durumda kitabevlerinde halihazirda siniflandirilmis kitaplari kendi goruslerime gore de siniflandirip bu kesimin pek yakinina dusen bilmedigim, hic gormedigim kitaplarin arka kapaklarini okurum. ne kadar etkilenirim, o kisimdan neler anlarim, kim cevirmis bir bakarim. yani bir acik kapi birakirim kitaba, ama hemen almam. dikkatimi bir sekilde cekmis bu kitabin referanslarini, hakkindaki gorusleri - yorumlari bilmek isterim. (internete gonulden baglanmamin en degerli nedenlerinden birisi de bu yaklasimimdan kaynaklaniyor olabilir.) yine dediginiz gibi, hem yazar hem de kitap hakkinda bir haber, bir elestiri, bir methiye ya da bir yerme bulamayisim beni haylice etkiler.


okuyacak, ogrenecek seylerin bitmesine degil sona bile yaklasmasina imkan yokken benim kitap secimimdeki bu yontem biraz da benim maddi durumumla alakali tabii. 'ya ben bunu bilmiyorum ki, hic de duymadim. bunu alacagima kac vakittir istedigim, begendigim, filancanin da onerdigi su kitabi alirim daha iyi..' dedigim de cok olmustur.

sadece benim goruslerimi de bilmek istediginizi dusundugum icin boyle uzun yazmaya calistim, anlatabileyim diye. fakat benim kitap secimimden, okuyusumdan, degerlendirmemden ne cikar, elde ne kalir emin degilim. ozguvenin muhitine bile ugramam.

hosca kaliniz.

22 Haziran 2007 21:57  
Anonymous Adsız dedi ki...

"sesler, renkler, zevkler" başlıklı postunuzda veya yazınızda abartmış olmaklığınız kabulünü kabul etmiyorum, 'hiçbir abartı yok, her şey yerli yerinde' diyebilirim. sizin de farkettiğiniz gibi o bol dolay (dolay-lı, dolay-sız) anlatımınızdan, yani güzel anlatımınızdan sonra ben sorduğum konu hakkındaki görüşlerinizi merak etmiştim sadece. görüş herkeste var ama görüşleri açıklayış herkeste olamıyor, meraktı, medetti benimkisi, o yüzden bol teşekkür ederim.

elde muhakkak birşeyler kalır.

22 Haziran 2007 23:02  
Blogger ttku dedi ki...

ilginiz icin ben de cok cok tesekkur ederim.

22 Haziran 2007 23:35  

Yorum Gönder

Kaydol: Kayıt Yorumları [Atom]

neler yazdık en son?

arşiv bile yaptık