bugun dokuz tane sinavimi hayirlisiyla atlattigim gundur dostlarim. kas - biyik, sac, tirnaklar, kaymak cilt tamamen yitirilmeye dogru giden aklimla birlikte final doneminden teker teker nasiplerini aldilar. son sinavina girip rahatlayiverecekleri, sevgi kelebegi/ hayat pitircigi oluverecekleri gorup 'az daha dayan ttkum..' diyen bunyeme dort saatlik toefl sinavi boyunca oturmak bence az gelir ki sekiz saatlik bir otobus yolculugunda koltukla birlesmek, cleocin t kokulu suratimi cama yapistirmaktir bana mustahak olan.
sinav ertesi sasirmis, yorulmus, kismen mahvolmus, ne yapacagini bilmez surat ifadesiyle mustakbel okulumun degisim ogrencileri icin hazirladigi kitapcigin ciktisini almaya gittim. istedigimi alip yurdumun yolunu tutturdum - yururken onume degil de ayaklarima baktigimdan surekli dustugumu de suraciga yazmak isterim - yokus asagi inerken simdilik sahip oldugum tek ispanyol olan pacalarim upuzun montumun altindan saga sola sallaniyordu, haylice eski konverslerim karlara batmis cikmis islanmisti. kulaklik kulagimda bir turlu rahat durmuyordu, bir elim cebimde diger elimde de sabah kahvaltisinda bitiremeyip cantama atmis oldugum tost vardi. egimle kazandigim ivmenin gucu brazzaville'in yumusak sesiyle birlesti: oralarda bir yerlerde her an hitabet sanatina kendini adamaya hazir sevdigimin sinavi vardi, hatirladim. soyle bir gulumsedim fakat hic filmlerdeki gibi olmadi; ekmegin kirintilari yun atkisina yapismis bir artist gordun mu hic ?
elimi yuzumu yikadim. sinav icin elime yazdigim kopyalar kopurdu, murekkebin siyahi gitti - yazilar morlasti, gecmedi. simdi oturdum ve bu yaziyi yazmaya basladim. dar pacalar altina topuklular, fonlu saclar, puruzsuz suratim, mis gibi kokan her seylerim, duzenli cantam, duzenli kafam yokken; zamaninda nice alisveris merkezinde salinirken kisa montla kombine ettigim gri esortman altimin dizlerini cikartmis oturup stv'deki sirli dunyalari izlerken; gozlerim sismis, cumlelerim anlamsizlasmis, ellerimin uzeri catlamis, dudaklarim kurak topraklara donusmusken bana bakip da heyecanlanir misin, kelime tahmin etme yarismalarinin oldugu kanallari da ayni heyecanla takip eder misin, benimle dakikalarca telemarket'teki fonksiyonel bicagin ozelliklerine dalar misin bilmiyorum. mango outlet'e girisimiz ile cikisimiz arasindaki saat farkina katlanabileceginden eminim de los angeles - turkiye arasindaki zaman farkina da ayni sempatiyle yaklasabilecek misin kekligim, sen beni sevecek misin ?
.
15 Ocak 2008 Salı
ot.ot
oturdum. ilk once dunyayi ele alalim dedim, dunyaya baktim. biraz yan gelip yattim. uyandigim gibi maps.google'a girdim. dunyanin bir ucundan su an bulundugum ucuna yollar vardi, allahtan yollar vardi. yollar varsa bulusulur elbet dedim ve sendeleyerek uptown'a gittim.
03:49 muhsin, biz kaç kardeşiz? 1
dolmusta, derste, yururken, kutuphanede, kantinde, aklima gelen her yerde nivea dudak bakim rujunu suruyorum, hic eksik etmiyorum ama su incecik, yoktan var ettigim dudaklarim yine catliyor, aciyor. yatarken dudaklarima yagli bepanthene bulayip sabah yumusacik, acidan / agridan arinmis, pespembe dudaklarla uyanmak istiyorum ama kremi cok fazla surdugum icin catlaklar sulaniyor, igrenc bir sey oluyor. hani siz tahayyul edip benden igrenebilirsiniz, nefret edebilirsiniz. o kizin dudaklari bir garip diye arkamdan konusabilirsiniz.
icerik yonunden icime sinen nadir odevlerimden birini bugun teslim ettim. ardindan bir alisveris merkezinde gezdim tozdum, guzel bir gun gecirdim. okuluma dondum, dolmustan indim, bir bes dakika kadar yurudum. artik yedinci yurda ayrilan yolun oradayim ve cotank ! kaydim, dustum. zurefanin duskunu beyaz giyer kis gunu, spor ayakkabilarimi seviyorum, sol tarafim dagilmis bir durumda. sol bacagim, sol kolum, sol avuc icim; mahvolduk mumtaz.

simdi hemen yaman mazimize, arsivimize donuyoruz ve su cumleleri hatirliyoruz,
04:19 muhsin, biz kaç kardeşiz? 7
bugun felsefe bolumunden aldigim derslerin sinavlari vardi. birinci siniflarin zorunlu dersi olup benim secmeli olarak aldigim felsefe tarihi'ne giris dersi suresince edindigim birinci sinif arkadaslarimla vedalasacagim gun de bugundu. sabah annemi arayip 'iki tane sinavim var anne, hic calismadim !' dedigimde 'gece uyumayip calistigini ikimiz de biliyoruz, ha ?' diye cevap veren annemin muthis, esi benzeri olmayan destegini aldiktan sonra ortacag felsefesi sinavina girdim ve erken bitirdim. felsefe tarihi sinav saatine kadar canim arkadaslarim ile ders calistim. onlar mill derken, social welfare bik biklerken ben pencereden karda kayip dusenleri izleyip 'ahahahaha, mille bak !' diye basit kelime oyunlari pesinden kostum.
onlar daha birinci siniftayken benim ucuncu sinif olmam, piskinligim, felsefede sadece yandal yapiyor olmamin verdigi rahatlik onlari hayli etkiliyordu, hissediyordum. engin dusuncelere sahip olan bu canim arkadaslarim, ingilizce'ye diledikleri gibi hakim olamadiklarindan bilgilerini de iyi bir sekilde yaziya, sinav kagidina aktaramiyorlardi ve vasat notlara kurban oluyorlardi. ben hem rahat hem de yazilari sayfalarca uzatabilme yetisine az cok sahip oldugum icin sinifin en iyi notuna sahiptim, canim arkadaslarim hep benim yanimda oturmak istiyorlardi. iste sinifta boyle bir ortam edinmistim, bu durum beni zerre rahatsiz etmiyordu aksine bahadir'in dusuncelerine tanik olmak, garip hareketlerine birebir maruz kalmak beni eglendiriyordu.
simdi tabii bahsedecegimiz kisi bahadir. bahadir gazi universitesi'nde iki yil isletme egitimi alip okulu birakip yeniden sinava girip odtu felsefe bolumunu tercih eden bir insandir, mis gibidir. inceden espriler yapar ve anlayan anlar. canim bahadir ile butun donem boyunca yanyana, bir arayla oturmuslugumuz vardir ama yaklasik uc hafta once kendisi yan sandalyemde rahat edemeyip ders sirasinda surekli lokasyon degistirmeye, kipirdanmaya baslayinca benim deli-ci bakislarima mazur kalmis ve o krem rengi coban pardosusunun icinden hafifce cikardigi basini sallayarak 'napiyim, feng shui'ye gore oturmaya calisiyorum, yonumu bulamiyorum !' yorumunda bulunmustur. bir kac dakika boyunca neler oldugunu anlayamadigimdan mill gibi bakiyorum ama sonrasinda enfes bir kahkaha, and the absurd goes to ttku..
canim bahadir'in da dahil oldugu kucuk felsefeci arkadas grubumun diger elemanlari da ilke, idil, ali ve nejat. bir de ozgur var ama o'nun da yatagi kotu diyorlar, ha - ha ! bugun nihayet sinav yerine ulastigimda ikiser sandalye arayla siralandik, sinav konumunu aliverdik. matematik amfisi adeta bir sibirya, donuyoruz. ben rahatca bagdas kurup oturuyorum, kalemimi silgimi cikariyorum ve sadece kaygisizligina degil artik kokusuna da imrendigim canim ali bana fazladan kalemin var mi diye soruyor, o'na bir kursun kalem uzatiyorum ve haliyle, kalem illaki o'nda kalacagi icin kalemi verirken senin olsun, hediyem olsun diyerek kendime pay cikariveriyorum.
sinava basliyoruz, gencler ingilizce - turkce sozluk kullaniyorlar, sayfalar sikirdiyor, ufflemeler pufflemeler. ben durup dusunuyorum, soyle bir sinifa bakiyorum. felsefe diyorum, demek ki boyle bir sey. okul ekolu bizi nerelere suruklemis, odtu'nun orta yerinde bir buzhanede kant yaziyoruz, yasimiza basimiza aldirmadan hume anlatiyoruz. bir on dakikami boyle gecirdikten sonra yazmaya basliyorum, aklima tehlikeli oyunlar geliyor, cok guzel kizlar varmis ve kant'i da su gibi okuyorlarmis demisti hikmet. hikmet diyorum, hikmet napiyor acaba simdi ? yazdikca yaziyorum, hume - kant - hume - kant - mill - gilligan - nietzche'den bahsedecekken aklima little miss sunshine'daki dwayne geldi. canim nietzche, sadece benim icin nelere kadirsin goruyor musun ?

02:32 muhsin, biz kaç kardeşiz? 1
kizilay'da inip cicekcilerin oradan karsiya gectik. zara'nin onunden onunden tunus'a vardik. tunali'ya dogru cikarken biraz amerika'dan bahsettik. kitir'a girince bir amca polatli'dan beri yuruyor musunuz diye bizimle dalga gecti. kitir'a oturunca hep amerika'dan bahsettik. yolda biraz kar oynadik, ziraat bankasi'nin onunde ben biraz simardim. farkettim ki simardigimda dansa egilimli oluyorum. saclarim hic duzgun durmadi, atkiyi kafama sardim. yedik, ictik. yiyecek iceceklerimizi almaya kalktigimizda cok guzeldik, yerimize otururken cok guzeldik ama pelin'in sandalyesinin arkasinda devcileyin bir deri ceket vardi. dilek ile birbirimize bakip gulduk. karda yuvarlandik. karda yuvarlanmadan once son minibuse yetismek icin yavas yavas yurudugumuz o yollardan kosarak gectik. kaydik, duser gibi olduk ama dusmedik, birbirimizin o duser gibi olma anina denk geldigimizde cok gulduk. yeniden karsiya gecip cicekciler boyunca kosmaya devam ederken dilek arkamdan "bir arkadas daha geliyor, arkada de !" diye bagirdi, ben hem gulup hem kosuyor oldugumdan bogulacak gibi bir sey oldum. hepimiz cocuklar gibi sendik diye icimizden geciriyor oldugumuzdan ne kadar emindik. son minibusu kaciranlar olarak baska bir minibuse dolustuk. ben yine birini gorup 'acaba nereden taniyorum'a kadar geldim. nereden tanidigimi dilek soyleyince hatirladim. guldum, gulduk. sofor bizden ekstra para alacak oldu, ben de bir bucuk ideal aslinda dedim. gulduk. meger minibuste beni nereden tanidigini cikaramayan bir kisi varmis, hayret ettik, sinirimizden gulduk. dilek'in cantasi kitir'da ilk oturdugumuz masada kalmis, aradan biraz zaman gectikten sonra garson cantayi bize uzatinca anladik ki biraz dikkat cekiyoruz herhalde. yani cantayi kesin bu salaklar unutmustur diye taninabilecek kivama gelmisiz, gulusuyoruz. kafamiz zehir gibi isliyor, espriler havada, galonla bira, genciz, guzeliz.
genciz desem de olmuyor zira pelin dun 21'den gun aldi. yil farkiyla onde olmamiza ragmen anlattigim gecenin gunduzunde 19 yasinda sanilmam akabinde universitede ucuncu sinifta olduguma kimseyi inandiramam beni sasirtiyor. su vandal yuregim, kapi gibi omuzlarim, topuklu ayakkabilarimla kucuk gosterebilmem cok aldatici, kirmizi gozluk cercevelerim cok samimi herhalde.

eldivenim olmadigi icin kitir cikisi yol uzerinden aldigimiz kahve keklerin posetlerini elime gecirip kosmustum sonra o posetlere kar doldurup dilek'in kafasina bosaltmisim, kosup kosup besinci yurdun onundeki karda kaymisim, bizim yurdun onunde dilek ile pelin'in uzerine atlamisim. hayat dun mis gibiymis, misler gibiymis. bu cirkin kiz fikret mualla'nin retrospektif sergi belgeseli icin istanbul'a mi gideyim, ne yani diyecek kadar futursuz; yarinki iki sinavini dusunmeyecek kadar kaygisizmis.
19:05 muhsin, biz kaç kardeşiz? 1
"oguz atay vurgunu olanlar, genellikle erkekler -kirgin, kirik, icinde kirik bir cocugu, korkulu erkek cocugu tasiyan erkekler. sokakta kavga etmemis de kitap okuyarak buyumus erkek cocuklari... boyle bir okuru var. oguz atay'in okurlari oguz atay'a, oguz atay'in kahramanlarina benziyorlar. diger erkekler gibi olamayan, saldirgan olamayan, kirik, ic yangini olan erkekler icin, icindeki kirik dokuk erkegin dile geldigini gormenin mesrulastirici bir etkisi oldu; oguz atay onlari bir sekilde ozgurlestirdi."
latife tekin - roll
seni sevdigim zamanlarda .. tehlikeli oyunlar'i okuyordun. gozlerimi actigimda calisma masanin ust rafindan tutunamayanlar bana selam veriyordu. bugun hatirladim, biraz agladim.
.
04:36 muhsin, biz kaç kardeşiz? 6
sokellali ekmek ve cayi tepsiye koydum, haybeden gercekustu ask karsimda, yanimda roll'un, milliyet sanat'in ve aktuel'in ocak sayisi var. bu haftasonu once izleyip bolca okumaliyim sonra size bir bir anlatmaliyim aklimdakileri. bugun aylar sonra kizilay'a inmis oldugumdan dost kitabevi'ne de ugradim. pahali kitaplar dost'ta ayakta okunur, doc. dr. handan inci'nin mor kitabinda oncelikli belledigim yerleri okuyuverdim. anlatacaklarim da tutunamayan oguz'dan cikma seyler, kucuk burjuvazi aliskanliklarin hayatimdaki yeri, bu egilimlerimin beni nerelere nerelere goturdugu, beni ne kadar etkiledigi.
bu konu uzun zamandir kafami kurcaliyordu: yasam kalitesi ile burjuvazi egilimler birbirine ne kadar bagli olabilirdi, yer sofrasinda raki keyfi yapmak isteyen insanin ayni zamanda kallavi bir sofrada usulca sarabini yudumlamak da isteyebilmesi kime ne kadar dogal ve icten gelebilirdi; bu insanin toplumdaki yeri ne olmalidir ? ondan ziyade bu insanin icsel dilemmasina deginmek istiyorum, ben bizzat kendimden biliyorum.
neyse, halledeyim gelecegim. cay ile sokellali ekmegin tadi agzimda, mis gibi.
cok severek okudugun bir kitabi yeniden okuyabilmenin rahatina, huzuruna kavusan bir insan olmayi diliyorum.
kendime not,
bunlardan besini yarin halledersem aksam starbucks'a gidecegim, soz veriyorum.
00:37 muhsin, biz kaç kardeşiz? 1
03:49 muhsin, biz kaç kardeşiz? 1
12 Ocak 2008 Cumartesi
nergis el
dolmusta, derste, yururken, kutuphanede, kantinde, aklima gelen her yerde nivea dudak bakim rujunu suruyorum, hic eksik etmiyorum ama su incecik, yoktan var ettigim dudaklarim yine catliyor, aciyor. yatarken dudaklarima yagli bepanthene bulayip sabah yumusacik, acidan / agridan arinmis, pespembe dudaklarla uyanmak istiyorum ama kremi cok fazla surdugum icin catlaklar sulaniyor, igrenc bir sey oluyor. hani siz tahayyul edip benden igrenebilirsiniz, nefret edebilirsiniz. o kizin dudaklari bir garip diye arkamdan konusabilirsiniz.
icerik yonunden icime sinen nadir odevlerimden birini bugun teslim ettim. ardindan bir alisveris merkezinde gezdim tozdum, guzel bir gun gecirdim. okuluma dondum, dolmustan indim, bir bes dakika kadar yurudum. artik yedinci yurda ayrilan yolun oradayim ve cotank ! kaydim, dustum. zurefanin duskunu beyaz giyer kis gunu, spor ayakkabilarimi seviyorum, sol tarafim dagilmis bir durumda. sol bacagim, sol kolum, sol avuc icim; mahvolduk mumtaz.

sevci hanim'in gozunden
kendini bilmez cirkin bir kiz
kendini bilmez cirkin bir kiz
simdi hemen yaman mazimize, arsivimize donuyoruz ve su cumleleri hatirliyoruz,
- ders sirasinda hafifce egilerek dudaklarina koruyucu ruj suren kizlari gozlemlemeyi bitirdigimde uzun uzun yazacagim. kasim 29, persembe
- (...) onlar mill derken, social welfare bik biklerken ben pencereden karda kayip dusenleri izleyip 'ahahahaha, mille bak !' diye basit kelime oyunlari pesinden kostum. ocak 10, persembe
biz persembelerden zerre hoslanmayan oguz atay okuyuculari olarak iste bu noktada kadere, nazara, portlek gozlere, uc parmak ucu girebilecek burun deliklerine, kepce kulaklara ictenlikle inaniyoruz; hosgeldin 2008.
10 Ocak 2008 Perşembe
yilbasi agaci gibi hissetmek
bugun felsefe bolumunden aldigim derslerin sinavlari vardi. birinci siniflarin zorunlu dersi olup benim secmeli olarak aldigim felsefe tarihi'ne giris dersi suresince edindigim birinci sinif arkadaslarimla vedalasacagim gun de bugundu. sabah annemi arayip 'iki tane sinavim var anne, hic calismadim !' dedigimde 'gece uyumayip calistigini ikimiz de biliyoruz, ha ?' diye cevap veren annemin muthis, esi benzeri olmayan destegini aldiktan sonra ortacag felsefesi sinavina girdim ve erken bitirdim. felsefe tarihi sinav saatine kadar canim arkadaslarim ile ders calistim. onlar mill derken, social welfare bik biklerken ben pencereden karda kayip dusenleri izleyip 'ahahahaha, mille bak !' diye basit kelime oyunlari pesinden kostum.
onlar daha birinci siniftayken benim ucuncu sinif olmam, piskinligim, felsefede sadece yandal yapiyor olmamin verdigi rahatlik onlari hayli etkiliyordu, hissediyordum. engin dusuncelere sahip olan bu canim arkadaslarim, ingilizce'ye diledikleri gibi hakim olamadiklarindan bilgilerini de iyi bir sekilde yaziya, sinav kagidina aktaramiyorlardi ve vasat notlara kurban oluyorlardi. ben hem rahat hem de yazilari sayfalarca uzatabilme yetisine az cok sahip oldugum icin sinifin en iyi notuna sahiptim, canim arkadaslarim hep benim yanimda oturmak istiyorlardi. iste sinifta boyle bir ortam edinmistim, bu durum beni zerre rahatsiz etmiyordu aksine bahadir'in dusuncelerine tanik olmak, garip hareketlerine birebir maruz kalmak beni eglendiriyordu.
simdi tabii bahsedecegimiz kisi bahadir. bahadir gazi universitesi'nde iki yil isletme egitimi alip okulu birakip yeniden sinava girip odtu felsefe bolumunu tercih eden bir insandir, mis gibidir. inceden espriler yapar ve anlayan anlar. canim bahadir ile butun donem boyunca yanyana, bir arayla oturmuslugumuz vardir ama yaklasik uc hafta once kendisi yan sandalyemde rahat edemeyip ders sirasinda surekli lokasyon degistirmeye, kipirdanmaya baslayinca benim deli-ci bakislarima mazur kalmis ve o krem rengi coban pardosusunun icinden hafifce cikardigi basini sallayarak 'napiyim, feng shui'ye gore oturmaya calisiyorum, yonumu bulamiyorum !' yorumunda bulunmustur. bir kac dakika boyunca neler oldugunu anlayamadigimdan mill gibi bakiyorum ama sonrasinda enfes bir kahkaha, and the absurd goes to ttku..
canim bahadir'in da dahil oldugu kucuk felsefeci arkadas grubumun diger elemanlari da ilke, idil, ali ve nejat. bir de ozgur var ama o'nun da yatagi kotu diyorlar, ha - ha ! bugun nihayet sinav yerine ulastigimda ikiser sandalye arayla siralandik, sinav konumunu aliverdik. matematik amfisi adeta bir sibirya, donuyoruz. ben rahatca bagdas kurup oturuyorum, kalemimi silgimi cikariyorum ve sadece kaygisizligina degil artik kokusuna da imrendigim canim ali bana fazladan kalemin var mi diye soruyor, o'na bir kursun kalem uzatiyorum ve haliyle, kalem illaki o'nda kalacagi icin kalemi verirken senin olsun, hediyem olsun diyerek kendime pay cikariveriyorum.
sinava basliyoruz, gencler ingilizce - turkce sozluk kullaniyorlar, sayfalar sikirdiyor, ufflemeler pufflemeler. ben durup dusunuyorum, soyle bir sinifa bakiyorum. felsefe diyorum, demek ki boyle bir sey. okul ekolu bizi nerelere suruklemis, odtu'nun orta yerinde bir buzhanede kant yaziyoruz, yasimiza basimiza aldirmadan hume anlatiyoruz. bir on dakikami boyle gecirdikten sonra yazmaya basliyorum, aklima tehlikeli oyunlar geliyor, cok guzel kizlar varmis ve kant'i da su gibi okuyorlarmis demisti hikmet. hikmet diyorum, hikmet napiyor acaba simdi ? yazdikca yaziyorum, hume - kant - hume - kant - mill - gilligan - nietzche'den bahsedecekken aklima little miss sunshine'daki dwayne geldi. canim nietzche, sadece benim icin nelere kadirsin goruyor musun ?

sinav uc saat, yazdikca yaziyoruz. ben usudum, cok usudum ki ali'nin pardosusune burundum. hayatimda hissetigim en guzel koku o pardosunun uzerindeydi. bir yandan bir seyler yazmaya calisirken n'olur ali sinavdan benden once cikmasin diye dua ettim. ali sinavi benden once bitirdi ve bana donup 'tutku hanim ?' diye seslendi, ben de mill mill, ahahaha baktiktan sonra 'ahh, pardon, gocuk !' diyebildim. canim arkadasim gocuk kelimesini kullanmami samimi buldu tabii ki. hazirlik okumadan direk birinci sinifa gecmis, bolum havasina karismis biz ogrencilerin kaderi ancak yandal yapmak, baska bir fakultenin tozunu yutmak ile degisebiliyormus; bugun bunu anladim. acik ara farkla en guzel kokan pardosunun ali'de oldugunu gordum, bahadir'in sakin tavrinin da bendeki etkisini korukledigi esprilerine guldum. hayatimda ilk defa bir dersin devamina, felsefe tarihi II, katilamayacagima uzuldum, olsun.
en garibi de daha birbirimizin telefon numaralarini bilmiyoruz, bilmiyoruz ama ben bir gece idil ile ilke'nin evinde kaliyorum, idil'in sortunu giyip uyuyorum. tunus'a dogru yururken idil arabasindan beni goruyor, tunali'ya gidiyor olsaydim goturuverirdim aciklamasinda bulunuyor. bahadir'in benim uzun kirmizi marlbora icmemle dalga gecmesi ve topuklu ayakkabilarim var diye amerika yollarinin bana acildigini acikca dile gecirmesi zerre canimi sikmiyor. egitim fakultesinden, bolumun ogrencilerinden, yetersiz ogretmenlerinden, icten fitilli insanlarindan bikmisim, gecenin bu saatinde idil'i, ilke'yi, bahadir'i, ali'yi dusunuyorum. bazilari diyorum, bazilari iyi ki varlar, uzakta da olsa yanibasimda da olsa. bir garip arkadas acligi icindeyim.
mill-an, mill-an, mill-an ! mesela mill her seye uyarlanabiliyor. lanet olsun.
.
en garibi de daha birbirimizin telefon numaralarini bilmiyoruz, bilmiyoruz ama ben bir gece idil ile ilke'nin evinde kaliyorum, idil'in sortunu giyip uyuyorum. tunus'a dogru yururken idil arabasindan beni goruyor, tunali'ya gidiyor olsaydim goturuverirdim aciklamasinda bulunuyor. bahadir'in benim uzun kirmizi marlbora icmemle dalga gecmesi ve topuklu ayakkabilarim var diye amerika yollarinin bana acildigini acikca dile gecirmesi zerre canimi sikmiyor. egitim fakultesinden, bolumun ogrencilerinden, yetersiz ogretmenlerinden, icten fitilli insanlarindan bikmisim, gecenin bu saatinde idil'i, ilke'yi, bahadir'i, ali'yi dusunuyorum. bazilari diyorum, bazilari iyi ki varlar, uzakta da olsa yanibasimda da olsa. bir garip arkadas acligi icindeyim.
mill-an, mill-an, mill-an ! mesela mill her seye uyarlanabiliyor. lanet olsun.
.
8 Ocak 2008 Salı
sumbul sac
kizilay'da inip cicekcilerin oradan karsiya gectik. zara'nin onunden onunden tunus'a vardik. tunali'ya dogru cikarken biraz amerika'dan bahsettik. kitir'a girince bir amca polatli'dan beri yuruyor musunuz diye bizimle dalga gecti. kitir'a oturunca hep amerika'dan bahsettik. yolda biraz kar oynadik, ziraat bankasi'nin onunde ben biraz simardim. farkettim ki simardigimda dansa egilimli oluyorum. saclarim hic duzgun durmadi, atkiyi kafama sardim. yedik, ictik. yiyecek iceceklerimizi almaya kalktigimizda cok guzeldik, yerimize otururken cok guzeldik ama pelin'in sandalyesinin arkasinda devcileyin bir deri ceket vardi. dilek ile birbirimize bakip gulduk. karda yuvarlandik. karda yuvarlanmadan once son minibuse yetismek icin yavas yavas yurudugumuz o yollardan kosarak gectik. kaydik, duser gibi olduk ama dusmedik, birbirimizin o duser gibi olma anina denk geldigimizde cok gulduk. yeniden karsiya gecip cicekciler boyunca kosmaya devam ederken dilek arkamdan "bir arkadas daha geliyor, arkada de !" diye bagirdi, ben hem gulup hem kosuyor oldugumdan bogulacak gibi bir sey oldum. hepimiz cocuklar gibi sendik diye icimizden geciriyor oldugumuzdan ne kadar emindik. son minibusu kaciranlar olarak baska bir minibuse dolustuk. ben yine birini gorup 'acaba nereden taniyorum'a kadar geldim. nereden tanidigimi dilek soyleyince hatirladim. guldum, gulduk. sofor bizden ekstra para alacak oldu, ben de bir bucuk ideal aslinda dedim. gulduk. meger minibuste beni nereden tanidigini cikaramayan bir kisi varmis, hayret ettik, sinirimizden gulduk. dilek'in cantasi kitir'da ilk oturdugumuz masada kalmis, aradan biraz zaman gectikten sonra garson cantayi bize uzatinca anladik ki biraz dikkat cekiyoruz herhalde. yani cantayi kesin bu salaklar unutmustur diye taninabilecek kivama gelmisiz, gulusuyoruz. kafamiz zehir gibi isliyor, espriler havada, galonla bira, genciz, guzeliz.
genciz desem de olmuyor zira pelin dun 21'den gun aldi. yil farkiyla onde olmamiza ragmen anlattigim gecenin gunduzunde 19 yasinda sanilmam akabinde universitede ucuncu sinifta olduguma kimseyi inandiramam beni sasirtiyor. su vandal yuregim, kapi gibi omuzlarim, topuklu ayakkabilarimla kucuk gosterebilmem cok aldatici, kirmizi gozluk cercevelerim cok samimi herhalde.
dilek, santa claus ve
gulen cirkin bir kiz
gulen cirkin bir kiz
eldivenim olmadigi icin kitir cikisi yol uzerinden aldigimiz kahve keklerin posetlerini elime gecirip kosmustum sonra o posetlere kar doldurup dilek'in kafasina bosaltmisim, kosup kosup besinci yurdun onundeki karda kaymisim, bizim yurdun onunde dilek ile pelin'in uzerine atlamisim. hayat dun mis gibiymis, misler gibiymis. bu cirkin kiz fikret mualla'nin retrospektif sergi belgeseli icin istanbul'a mi gideyim, ne yani diyecek kadar futursuz; yarinki iki sinavini dusunmeyecek kadar kaygisizmis.
6 Ocak 2008 Pazar
t-uzak
"oguz atay vurgunu olanlar, genellikle erkekler -kirgin, kirik, icinde kirik bir cocugu, korkulu erkek cocugu tasiyan erkekler. sokakta kavga etmemis de kitap okuyarak buyumus erkek cocuklari... boyle bir okuru var. oguz atay'in okurlari oguz atay'a, oguz atay'in kahramanlarina benziyorlar. diger erkekler gibi olamayan, saldirgan olamayan, kirik, ic yangini olan erkekler icin, icindeki kirik dokuk erkegin dile geldigini gormenin mesrulastirici bir etkisi oldu; oguz atay onlari bir sekilde ozgurlestirdi."
latife tekin - roll
seni sevdigim zamanlarda .. tehlikeli oyunlar'i okuyordun. gozlerimi actigimda calisma masanin ust rafindan tutunamayanlar bana selam veriyordu. bugun hatirladim, biraz agladim.
.
5 Ocak 2008 Cumartesi
sirat
sokellali ekmek ve cayi tepsiye koydum, haybeden gercekustu ask karsimda, yanimda roll'un, milliyet sanat'in ve aktuel'in ocak sayisi var. bu haftasonu once izleyip bolca okumaliyim sonra size bir bir anlatmaliyim aklimdakileri. bugun aylar sonra kizilay'a inmis oldugumdan dost kitabevi'ne de ugradim. pahali kitaplar dost'ta ayakta okunur, doc. dr. handan inci'nin mor kitabinda oncelikli belledigim yerleri okuyuverdim. anlatacaklarim da tutunamayan oguz'dan cikma seyler, kucuk burjuvazi aliskanliklarin hayatimdaki yeri, bu egilimlerimin beni nerelere nerelere goturdugu, beni ne kadar etkiledigi.
bu konu uzun zamandir kafami kurcaliyordu: yasam kalitesi ile burjuvazi egilimler birbirine ne kadar bagli olabilirdi, yer sofrasinda raki keyfi yapmak isteyen insanin ayni zamanda kallavi bir sofrada usulca sarabini yudumlamak da isteyebilmesi kime ne kadar dogal ve icten gelebilirdi; bu insanin toplumdaki yeri ne olmalidir ? ondan ziyade bu insanin icsel dilemmasina deginmek istiyorum, ben bizzat kendimden biliyorum.
neyse, halledeyim gelecegim. cay ile sokellali ekmegin tadi agzimda, mis gibi.
aralik 31, cepa
kabadayi sonrasi
.
00:21 muhsin, biz kaç kardeşiz? 5
kabadayi sonrasi
.
2 Ocak 2008 Çarşamba
smiel small smile
cok severek okudugun bir kitabi yeniden okuyabilmenin rahatina, huzuruna kavusan bir insan olmayi diliyorum.
kendime not,
- garanti bankasi doviz hesabini aktive et
- toefl'a kaydol
- translation sunumunun kopyasini teslim et
- language acq. transfer kitaplarini kutuphaneden al, fotokopi cektir, oku (...)
- ceit - deadline 4 ocak - projeyi tamamla, frontpage'i hallet
- 14.30 phil 101 icin journal yaz: woman equality
- phil 245'e egil salkim sogut
- reserve'deki toefl kitaplarini incele
- devrim tarihi notlarini indir, yahoo grubuna uye ol
- drama notlarinin fotokopisini cektir
bunlardan besini yarin halledersem aksam starbucks'a gidecegim, soz veriyorum.
1 Ocak 2008 Salı
nice
aralik 31, odtu - baraka
cicek dilegim kalp ttku
02:10 muhsin, biz kaç kardeşiz? 3
cicek dilegim kalp ttku
gecen cuma ogrendim ki pitzer college'dan tam burslu olarak kabul almisim. mutlu olalim, cok mutlu olalim, nice mutlu yillar olalim.
neler yazdık en son?
- boyle 1 muhsin
- yusuf'un kuyusu 0 muhsin
- #53 0 muhsin
- #52 0 muhsin
- d. 0 muhsin
- bi. 0 muhsin
- 2 0 muhsin
- g- 0 muhsin
- le sirene 0 muhsin
- k- 0 muhsin
arşiv bile yaptık
- Mayıs 2007
- Haziran 2007
- Temmuz 2007
- Ağustos 2007
- Eylül 2007
- Ekim 2007
- Kasım 2007
- Aralık 2007
- Ocak 2008
- Şubat 2008
- Mart 2008
- Nisan 2008
- Mayıs 2008
- Haziran 2008
- Temmuz 2008
- Ağustos 2008
- Eylül 2008
- Ekim 2008
- Kasım 2008
- Aralık 2008
- Ocak 2009
- Şubat 2009
- Mart 2009
- Nisan 2009
- Mayıs 2009
- Haziran 2009
- Temmuz 2009
- Ağustos 2009
- Eylül 2009
- Ekim 2009
- Kasım 2009
- Aralık 2009
- Ocak 2010
- Mart 2010
- Nisan 2010
- Mayıs 2010
- Haziran 2010
- Temmuz 2010
- Nisan 2011
- Haziran 2011
- Ağustos 2011
- Mayıs 2012
- Haziran 2012
- Ağustos 2012
- Ekim 2012
- Kasım 2012
- Aralık 2012
- Aralık 2013
- Şubat 2014
- Mart 2014
- Nisan 2014
- Mayıs 2014
- Haziran 2014
- Ağustos 2015

