bugun felsefe bolumunden aldigim derslerin sinavlari vardi. birinci siniflarin zorunlu dersi olup benim secmeli olarak aldigim felsefe tarihi'ne giris dersi suresince edindigim birinci sinif arkadaslarimla vedalasacagim gun de bugundu. sabah annemi arayip 'iki tane sinavim var anne, hic calismadim !' dedigimde 'gece uyumayip calistigini ikimiz de biliyoruz, ha ?' diye cevap veren annemin muthis, esi benzeri olmayan destegini aldiktan sonra ortacag felsefesi sinavina girdim ve erken bitirdim. felsefe tarihi sinav saatine kadar canim arkadaslarim ile ders calistim. onlar mill derken, social welfare bik biklerken ben pencereden karda kayip dusenleri izleyip 'ahahahaha, mille bak !' diye basit kelime oyunlari pesinden kostum.
onlar daha birinci siniftayken benim ucuncu sinif olmam, piskinligim, felsefede sadece yandal yapiyor olmamin verdigi rahatlik onlari hayli etkiliyordu, hissediyordum. engin dusuncelere sahip olan bu canim arkadaslarim, ingilizce'ye diledikleri gibi hakim olamadiklarindan bilgilerini de iyi bir sekilde yaziya, sinav kagidina aktaramiyorlardi ve vasat notlara kurban oluyorlardi. ben hem rahat hem de yazilari sayfalarca uzatabilme yetisine az cok sahip oldugum icin sinifin en iyi notuna sahiptim, canim arkadaslarim hep benim yanimda oturmak istiyorlardi. iste sinifta boyle bir ortam edinmistim, bu durum beni zerre rahatsiz etmiyordu aksine bahadir'in dusuncelerine tanik olmak, garip hareketlerine birebir maruz kalmak beni eglendiriyordu.
simdi tabii bahsedecegimiz kisi bahadir. bahadir gazi universitesi'nde iki yil isletme egitimi alip okulu birakip yeniden sinava girip odtu felsefe bolumunu tercih eden bir insandir, mis gibidir. inceden espriler yapar ve anlayan anlar. canim bahadir ile butun donem boyunca yanyana, bir arayla oturmuslugumuz vardir ama yaklasik uc hafta once kendisi yan sandalyemde rahat edemeyip ders sirasinda surekli lokasyon degistirmeye, kipirdanmaya baslayinca benim deli-ci bakislarima mazur kalmis ve o krem rengi coban pardosusunun icinden hafifce cikardigi basini sallayarak 'napiyim, feng shui'ye gore oturmaya calisiyorum, yonumu bulamiyorum !' yorumunda bulunmustur. bir kac dakika boyunca neler oldugunu anlayamadigimdan mill gibi bakiyorum ama sonrasinda enfes bir kahkaha, and the absurd goes to ttku..
canim bahadir'in da dahil oldugu kucuk felsefeci arkadas grubumun diger elemanlari da ilke, idil, ali ve nejat. bir de ozgur var ama o'nun da yatagi kotu diyorlar, ha - ha ! bugun nihayet sinav yerine ulastigimda ikiser sandalye arayla siralandik, sinav konumunu aliverdik. matematik amfisi adeta bir sibirya, donuyoruz. ben rahatca bagdas kurup oturuyorum, kalemimi silgimi cikariyorum ve sadece kaygisizligina degil artik kokusuna da imrendigim canim ali bana fazladan kalemin var mi diye soruyor, o'na bir kursun kalem uzatiyorum ve haliyle, kalem illaki o'nda kalacagi icin kalemi verirken senin olsun, hediyem olsun diyerek kendime pay cikariveriyorum.
sinava basliyoruz, gencler ingilizce - turkce sozluk kullaniyorlar, sayfalar sikirdiyor, ufflemeler pufflemeler. ben durup dusunuyorum, soyle bir sinifa bakiyorum. felsefe diyorum, demek ki boyle bir sey. okul ekolu bizi nerelere suruklemis, odtu'nun orta yerinde bir buzhanede kant yaziyoruz, yasimiza basimiza aldirmadan hume anlatiyoruz. bir on dakikami boyle gecirdikten sonra yazmaya basliyorum, aklima tehlikeli oyunlar geliyor, cok guzel kizlar varmis ve kant'i da su gibi okuyorlarmis demisti hikmet. hikmet diyorum, hikmet napiyor acaba simdi ? yazdikca yaziyorum, hume - kant - hume - kant - mill - gilligan - nietzche'den bahsedecekken aklima little miss sunshine'daki dwayne geldi. canim nietzche, sadece benim icin nelere kadirsin goruyor musun ?

sinav uc saat, yazdikca yaziyoruz. ben usudum, cok usudum ki ali'nin pardosusune burundum. hayatimda hissetigim en guzel koku o pardosunun uzerindeydi. bir yandan bir seyler yazmaya calisirken n'olur ali sinavdan benden once cikmasin diye dua ettim. ali sinavi benden once bitirdi ve bana donup 'tutku hanim ?' diye seslendi, ben de mill mill, ahahaha baktiktan sonra 'ahh, pardon, gocuk !' diyebildim. canim arkadasim gocuk kelimesini kullanmami samimi buldu tabii ki. hazirlik okumadan direk birinci sinifa gecmis, bolum havasina karismis biz ogrencilerin kaderi ancak yandal yapmak, baska bir fakultenin tozunu yutmak ile degisebiliyormus; bugun bunu anladim. acik ara farkla en guzel kokan pardosunun ali'de oldugunu gordum, bahadir'in sakin tavrinin da bendeki etkisini korukledigi esprilerine guldum. hayatimda ilk defa bir dersin devamina, felsefe tarihi II, katilamayacagima uzuldum, olsun.
en garibi de daha birbirimizin telefon numaralarini bilmiyoruz, bilmiyoruz ama ben bir gece idil ile ilke'nin evinde kaliyorum, idil'in sortunu giyip uyuyorum. tunus'a dogru yururken idil arabasindan beni goruyor, tunali'ya gidiyor olsaydim goturuverirdim aciklamasinda bulunuyor. bahadir'in benim uzun kirmizi marlbora icmemle dalga gecmesi ve topuklu ayakkabilarim var diye amerika yollarinin bana acildigini acikca dile gecirmesi zerre canimi sikmiyor. egitim fakultesinden, bolumun ogrencilerinden, yetersiz ogretmenlerinden, icten fitilli insanlarindan bikmisim, gecenin bu saatinde idil'i, ilke'yi, bahadir'i, ali'yi dusunuyorum. bazilari diyorum, bazilari iyi ki varlar, uzakta da olsa yanibasimda da olsa. bir garip arkadas acligi icindeyim.
mill-an, mill-an, mill-an ! mesela mill her seye uyarlanabiliyor. lanet olsun.
.
en garibi de daha birbirimizin telefon numaralarini bilmiyoruz, bilmiyoruz ama ben bir gece idil ile ilke'nin evinde kaliyorum, idil'in sortunu giyip uyuyorum. tunus'a dogru yururken idil arabasindan beni goruyor, tunali'ya gidiyor olsaydim goturuverirdim aciklamasinda bulunuyor. bahadir'in benim uzun kirmizi marlbora icmemle dalga gecmesi ve topuklu ayakkabilarim var diye amerika yollarinin bana acildigini acikca dile gecirmesi zerre canimi sikmiyor. egitim fakultesinden, bolumun ogrencilerinden, yetersiz ogretmenlerinden, icten fitilli insanlarindan bikmisim, gecenin bu saatinde idil'i, ilke'yi, bahadir'i, ali'yi dusunuyorum. bazilari diyorum, bazilari iyi ki varlar, uzakta da olsa yanibasimda da olsa. bir garip arkadas acligi icindeyim.
mill-an, mill-an, mill-an ! mesela mill her seye uyarlanabiliyor. lanet olsun.
.
1 tane
Kaydol: Kayıt Yorumları [Atom]
bende de sevgili okulumun mühendis şimüllü insanlarından sıkılma sendromu mevcut. gözüm hep visual artsçılara gidiyor. onları lümpen şarap toplantılarında, algida max çubuğundan yaptıkları yer döşemesinin günümüz insanlarına etkisini hocalarına anlatırken ya da kokteyl şemsiyesinden yaptıkları bonsailerin nereden en güzel ışık alacağını hesaplarken gördüğümde hep imreniyorum, hep aralarında olmak istiyorum. ulan diyorum hayata bak. sonrasında hemen visual arts master programları aramaya başlıyorum. öyle.