gun icinde uzun uzun descartes'in felsefesini dusunuyorum. gaza gelip kurtulayim su gundelik heveslerimden, maddemden diye bagiriyorum orada burada. gitsin kucumsenen estetik kaygilarim, bitsin kavgalarim. tabiatimdan soguyorum, o elimde tuttugum bardagin gercekligini yadsiyorum. celalleniyorum. ters yonden gelen insanlara 'daaaayt !' diye bagirip 'gelmeyin ustume, gelmeyin dedim !' diye cikisiyorum. kufrediyorum icimden mazlumun hacmine, kutlesine; duz gidiyorum. sonra usulca, hicbir sey olmamis gibi devam ediyorum. dilimde bir turku: ah yalan dunyada, yalandan yuzume gulen dunyada..
cok ozluyorum. mesela bisikletle claremont'tan donerken hadi bir de su yoldan gideyim diyip pomona muzesini buldugumda icimden gelecekte bu ani, burayi ozleyecegimi dusunmustum. ama mesela prof. farrell'in dersini gecmek icin gunlerce kutuphanede yasarken, anne ozleminden nefes alamazken 'bi' gitsem, hic ardima bakmayacagim.' diye bol unlemli ahkamlar kesiyordum.
gunesli gunleri ozluyorum. cok usuyorum ben. ayaklarimi yere basma fobisi olusturdum, bacaklarimi devamli karnima cekiyorum. usuyecegim diye odum kopuyor. etrafimdaki herkesi tedirgin ediyorum, 'ya usursen ?'. gecen sene bu zamanlar havuzdan cikip gunesleniyorduk. gecen sene bu zamanlar gunesleniyor olmasaydim, dunyanin o tarafinda simdi saatin daha cok erken oldugunu ve gun dogunca gunesli gunun kapida oldugunu bilmeseydim; belki simdi bu kadar cok usuyor olmazdim.
bos zamanlarimizin oldugu o harika girls night out gunlerimi ozluyorum. birlikteyken yedigimiz kebaplarin, ictigimiz saraplarin kilo aldirmadigi geceleri hasretle aniyorum. annemi ozluyorum, koca yillarim annemi ozleyerek geciyor zaten. ozluyorum iste.

yazasim gelmiyor demeyeyim ama yazmak da istemiyorum pek. ne yazmisim ki bu zamana kadar, ne yemisim ne icmisim nerede gezmisim ne izlemisim ne okumusum ne sevmisim ne sevmemisim. fayda yok, faydam yok. allahtan ziyani da yok, internet babamizin mali. paylasmaksa amacim hala borges okuyorum, uyumadan once bitki cayi iciyorum ve bikkinlikla ders calisiyorum. etrafimda kimseler kalmadi, bir elin parmaklarini gecmezler. galiba bacaklarimi karnima cektikce icime kapaniyorum.
gozlugum kirildi ve her zaman umutluyum.
sukur rabbime.
.
10 tane
Kaydol: Kayıt Yorumları [Atom]
gözlüğünü çok severdin.
cok. bantladim, oyle kullaniyorum.
seni goruyorum cok konusmak istiyorum ama hep ya derse yetisirken ya da sen tam kantinden dogru bi yerler giderken goruyorum sana. gecenlerde bolumden bi arkadasima anlattim. gorsem naber tutku diye yanina gidicam demistim diye hatirliyorum. iyi olmaya bak. descartes'in cani cehenneme.
bu arada buradaki zimbirtilarda bi sorun oldugu icin adsiz oldu gonderdigim. bi' de cumle kuramiyorum su anda bi onceki yorum icin ozur dilerim.
bugun topuklu ayakkabi giymistim ve mutsuzdum halbuki. hala mutsuzum o ayri.
canlandı bi anı.. yakar durur şimdi
mm, neymis ? merak ettim.
ben yine darma duman cumleler kurmusum buraya bundan once yazdiklarimda. ben hic topuklu ayakkabi giymiyorum. saclarimi kestirdim, boyadim ama mutsuzlugum gecmedi. ablam uzak ulkede diye belki. malumun uzak diyarlar ve steril konusmalar yuzyili. en sevdigin meyve mut olsun. afiye tolsun sonrasinda umarim.
cok gerginim, cok.
ilk önce bir tarafı kırıldı benimkisinin. öyle dengesiz bir halde kafamı sallamadan kullandım ''norgunk'' yaşamıyla odada. sonra hep öyle taka taka diğer tarafıda ağırlığa dayanamamış olacakkı yavşadı ve koptu. sonra ip bağladım işte 1 yıldan beride öyle kullanıyorum. ip esnek olmadığı için yüzüm şekilden şekile giriyor. speedo deniz gözlüğünün lastikli olan şeysini alıp takayım dedim ama yemedi.. hem mantıksız olurdu onu parçalamak. hoş zaten bir şeye yaradığıda yok. odamda havuz yok.
neyse işte oturuyor suratıma kafama artık ne yenisini alcak takatim, ne de kırılanları yerine takacak becerim var. durum öyle olunca descartes de sıkıyor. gözlük sıkıyor ya.. baktığım herşeyi sıkıcı.. bi de milliyetci oldum hiç alasım yok bir gün odamdam çıkacak olup türkiyeye gidecek olursam orada alacam. kararlıyım