bu yaziyi biraz kendime anlatmak biraz da beni anlamak icin yaziyorum.
gazete okumanin aliskanlik oldugunu ve dahi aileden gelen bir aliskanlik oldugunu savunurum. bu aliskanligi kazanmis kisinin eli hangi gun hangi gazeteye gider benim icin onemli degildir, gazete ayirt etmem. yil 2010 ve ne yazik ki elimizde tarafsiz tek bir sey bile kalmadi. sunun bulmacasi iyidir, bunun pazar eki eglencelidir, otekinin resimleri guzeldir. o yazar yanli, bu yazar cok liberal, su yazar modern islamci, siz yazarlar pek artist. benim icin onemli degildir, kose yazisi ayirt etmem. nazarimda gazete gazetedir iste, anlayin. ust solunum yollari enfeksiyonu heshisiyle is hayatimda dort gunluk ayri bir pencere acilmasi demek o sabah doyasiya, tapaj hatalarini bulasiya birgun okumak demekti. ikinci sayfa, sol kose, zafer diper. soyle bir hafizami yokladim, kim ola kim ola, hah, polis'teki adam; rahatlama. okumaya devam, devam ve duraksama. o kelime, a priori. devam edemiyorum. anlasilmak istedigim konular geliyor aklima bir bir, bir turlu bekledigim gibi olmayan tepkilerin sesleri yankilaniyor. uzun ugraslardan sonra ancak anlatimin onkosullandirilmasi olarak adlandirabildigim durum zuhur ediyor ve artik yazar, kose, gazete, cumle, renk, mihenk tukeniyor. icimde hem siradan sayilabilecek bir durumu tum samimiyeti ve ustaligiyla okuyucuya anlatmakta olan yazardan, okunan gazeteden, yazidan bagimsiz hem de hepsine butun hucreleriyle ait bir asabiyet olusuyor. kelimenin artik topluma mal olmus gun omurlu bir yayin organinda elmadan bahsedermiscesine kullanilmasi elbette sinirimi bozuyor ama canimi yakan bu kelimenin anlamini bilmeyen kisinin o cumleyi anlayamayacak olmasi. burada durum a priori ile kant'a gondermede bulunmak ya da bir tiyatro oyununda tek cumleyle shakespeare'e selam cakmak degildir ki belli bir kesimin anlamasi beklesin. simdi duruyorum cunku istedigim elestiride bulunmak degil ki haddim de degil.

bir seni anlayasim var aslinda.
baksaniza, canim gibi.
baksaniza, canim gibi.
yeniden basliyorum. yazarin belli bir kesime hitap etme arzusunun olup olmadigini bilemem ama anlasilma kaygisini cumleten paylastigimizdan eminim. bu arzunun uslup ve teknikte ne kadar etkili oldugu konusunda supheye dustugum an ben uzuluyorum arkadasim. niyetini soze getiren kisi olarak yazar, sen bunu anla - sen sunu anla - sen anlama - sen anlamini cumleden cikar diyemez. edebi deger tasiyan bir yazi hicbir onkosul gerektirmeden okunup anlasilmalidir. okurun neyi nasil anladigi, yazarin anlasilip anlasilmadigi degil herkes tarafindan okunup okunamayacagi onem teskil etmelidir. sizce ayrintilarda gizli olan guzellik digerleri icin tum yuzeyi kaplayan gokkusagi renginde baloncuklardir pek tabii; ama anlamak icin cesitli okumalar ve deneyimler gerektiren yazilar benim yuregimde kapkara kahveler kizdirir. bekaret gibi hassas bir konuya deginildiyse sadece kant'i su gibi bilip bakmadan schopenhauer yazabilenlere degil universite kapisindan saga sapip bas ortusunu cikaranlara ya da ne bileyim yirmi bes yasinda yuz binlik arabaya binenlere de hitap edebilmek yazarin sorumlulugudur. bence de cemil meric okumanin bir yasi, anlayabilmenin bir zorlugu vardir ama canim artik o da okurun sorumlulugudur.
aman ya. saat olmus iki bucuk, hepsinden vazgectim. film izlicem. hem ben kac sene felsefe okudum, a priori ne demek biliyorum.
.
2 tane
Kaydol: Kayıt Yorumları [Atom]
Çok kafaya takıyorsun Tutku, olmaz böyle.
Ben bir kaç kez denesem de bu yazıyı, geçen gün yaptığımız sohbetin gölgesi olmadan okuyamadım.
Daha sık, tek kelimelik cümlelerden daha hacimli şeyler yaz.