hergun kendi kendime tekrarladigim, zaman zaman cicek dilegim ile de paylastigim bir dusunce: hayat cok garip; daha ne kadar cok okuyacak, izleyecek, gorecek, yasayacak seyler var. her yerde yazili kagitlar var, bunlar birlesip dergi oluyor, kitap oluyor, fotograflar ekleniyor, bir seyler ciziliyor ilustrasyon oluyor, bir seyler karalaniyor modern gorunuyor ama sanki hepsi tek tek yukunu omzuma ekliyor. okumazsam, takip edemezsem, bir yazarin tespitiyle gunumu kurtaramazsam kendimi kotu hissediyorum. "ispanyol filmleri ne guzel degil mi arkadasim, gel birlikte izleyelim ?" diyebilmekten oteye gidemeyen yorum ve onerilerimle izleyebildigim tum filmleri izleyip izleyemedigim her bir film icin uzuluyorum, suratimi asiyorum. bardagin dolu tarafini hic gormuyorum, doymuyorum.
hal boyle olunca nefsime bir dur! demeden farkli farkli turlere ve ayni zamanda alakasiz konulara kapilip gidebiliyorum. bu yazili kagitlar, ekrandaki oyuncular kafamda bir butunluk saglamama hic yardimci olmuyorlar ve ben bunlari dusunurken uyuyakaldigim icin hepsi ruyalarima giriyor. i. sehrinde gogol'un paltosunu okuyarak uykuya daldigim icin ruyamda da kitabi yasadim. gogol'un eprimis paltosu beyazmis, oguz atay'in karakterine fit olmus ve ben de uzaktan beyaz gogol paltolu oguz atay adamini gorup "anam, gocuga bak !" diye unlemisim.
bir duzene oturtamadigim kitap / film turleri, bir umit sayin ardindan blonde redhead, once american ganster sonra en romantik komedi, isimlerini bir turlu aklimda tutamadigim yonetmenler ve onlarin unlu isleri, zamaninda okudugum ama olay orgusunu unuttugum hikayeleri hatirlamaya calisirken doktugum terler / zamaninda izledigim ama senaryosunu unuttugum filmleri hatirlamaya calisirken filmin yeniden yarisini izlemeler beni cok yoruyor.
"hepsini, her seyi, herkesi, tum okumalari / izlemeleri, gorup duymalari bir duzene koysam ne kadar mutlu olacagim.." dusuncesi de artik beni daha fazla geriyor, unutkanligim basima daha fazla dert oluyor. boyle devam etsem diyorum ama rahatsizim, aklima bir suru cozum yolu geliyor ama hepsi zor. useniyorum. boyle bir sure daha devam edeyim dedikce de kendimden utaniyorum. degistireyim, bak rahatsizim diyorum, hayatim bunlarla geciyor baska isin yok, bari bunlari duzenle istiyorum ama namumkun.
hangi sinava calisacagima da karar veremedigim icin hangi sinav yaklastiysa ona calisiyorum. x dersinin notlariyla iki gun sonra sinavi olan y dersinin konulari kafamda birbirine karisacak diye her sinava sinavdan onceki gun calismayi seciyorum. sinavlara girip ciktiktan sonra zaten her sey birbirine karismis oluyor ve o zaman da kendimizi eglenceye, senliklere, festivallere veriyoruz. cok vicdan azabi cekersek de "ogrencilik iste.." diyip geciyoruz.
duzenli olarak spor salonuna gittigim icin farkli farkli insanlari spor yaparken gozlemleyebiliyorum ve kosu bandindayken kitap okuyabilen insanlar var; goruyorum. hayatinda belli aktiviteleri cesitli sekillerde birlestiren ogrenciler de mevcut. beni hayattan sogutuyorlar ve icimden diyorum ki kendilerini bu yonde gelistiren, hayatlarini duzene sokabilen insanlarin buyuk cogunlugu coca cola zero'yu da seviyorlardir. boyle boyle kendimi bitiriyorum, yitip gidiyorum.
her cicekten bal ala ala nereye kadar bakalim. salak ttku.
22:44
hal boyle olunca nefsime bir dur! demeden farkli farkli turlere ve ayni zamanda alakasiz konulara kapilip gidebiliyorum. bu yazili kagitlar, ekrandaki oyuncular kafamda bir butunluk saglamama hic yardimci olmuyorlar ve ben bunlari dusunurken uyuyakaldigim icin hepsi ruyalarima giriyor. i. sehrinde gogol'un paltosunu okuyarak uykuya daldigim icin ruyamda da kitabi yasadim. gogol'un eprimis paltosu beyazmis, oguz atay'in karakterine fit olmus ve ben de uzaktan beyaz gogol paltolu oguz atay adamini gorup "anam, gocuga bak !" diye unlemisim.
bir duzene oturtamadigim kitap / film turleri, bir umit sayin ardindan blonde redhead, once american ganster sonra en romantik komedi, isimlerini bir turlu aklimda tutamadigim yonetmenler ve onlarin unlu isleri, zamaninda okudugum ama olay orgusunu unuttugum hikayeleri hatirlamaya calisirken doktugum terler / zamaninda izledigim ama senaryosunu unuttugum filmleri hatirlamaya calisirken filmin yeniden yarisini izlemeler beni cok yoruyor.
"hepsini, her seyi, herkesi, tum okumalari / izlemeleri, gorup duymalari bir duzene koysam ne kadar mutlu olacagim.." dusuncesi de artik beni daha fazla geriyor, unutkanligim basima daha fazla dert oluyor. boyle devam etsem diyorum ama rahatsizim, aklima bir suru cozum yolu geliyor ama hepsi zor. useniyorum. boyle bir sure daha devam edeyim dedikce de kendimden utaniyorum. degistireyim, bak rahatsizim diyorum, hayatim bunlarla geciyor baska isin yok, bari bunlari duzenle istiyorum ama namumkun.
hangi sinava calisacagima da karar veremedigim icin hangi sinav yaklastiysa ona calisiyorum. x dersinin notlariyla iki gun sonra sinavi olan y dersinin konulari kafamda birbirine karisacak diye her sinava sinavdan onceki gun calismayi seciyorum. sinavlara girip ciktiktan sonra zaten her sey birbirine karismis oluyor ve o zaman da kendimizi eglenceye, senliklere, festivallere veriyoruz. cok vicdan azabi cekersek de "ogrencilik iste.." diyip geciyoruz.
duzenli olarak spor salonuna gittigim icin farkli farkli insanlari spor yaparken gozlemleyebiliyorum ve kosu bandindayken kitap okuyabilen insanlar var; goruyorum. hayatinda belli aktiviteleri cesitli sekillerde birlestiren ogrenciler de mevcut. beni hayattan sogutuyorlar ve icimden diyorum ki kendilerini bu yonde gelistiren, hayatlarini duzene sokabilen insanlarin buyuk cogunlugu coca cola zero'yu da seviyorlardir. boyle boyle kendimi bitiriyorum, yitip gidiyorum.
her cicekten bal ala ala nereye kadar bakalim. salak ttku.
8 tane
Kaydol: Kayıt Yorumları [Atom]
coca cola zero ya karşı bir sempatim var ve sanırım o da bana karşı boş değil.
ama
amaaaaa
zero sevenlerin hayatı hiçte dışarıdan görüldüğü gibi değildir. daha pazar günü önce kieslowski izledim ardından senin yazında geçen american gangster i.
media player a attığım şarkıları arka arkaya başkasına dinletsen kral fm, power türk, number fm,eksen radyo nun frekenasları tam bu noktada birbirine karışıyor sanır.
sonuç :zero sevenlerde düzenli bir hayat sürmüyor. "düzenli masalar bozuk zihniyetlerin ürünüdür" diye bir laf vardı. düzenli hayatlarda çok sağlıklı bir "şeyin" ürünü olmasa gerek.
unutkanlık demişsin de, her bünyenin -hücreler bazında- bir hafızası var, hepsini bilmektesin merak etme bence. ben öyle avunuyorum. bi de şuuraltı mevzuları filan var ki, ohhooo...
ayrıca haberdarsın herhalde ama yine de 1-6 nisan, ankapol, ispanyol filmleri haftası. üstelik koyumavisiyahaçalar gibi muhteşem isme sahip bi film oynuyo, neyden bahsettiğine dair hiçbir fikrim yok.
ay, gregor samsa bloguma gelmis ve coca cola zero seviyormus ! coca cola zero ile sigara icenlerin hayatlari ne durumdadir acaba, bir de bunlarin kiz olanlarini secersek durum nasil sonuclanir ? okulumun arkabahce diye bir acik bufe restauranti var -lokanta. orada yaptigim gozlemlere gore sonradan sarisin, cakma abercrombie kizlar esortman altlariyla garip bir hava yaratarak buraya geliyorlar ve coca cola zero ile parlement iciyorlar. hararetli hararetli karsisindaki daha koyu renkli fakat saşlar karamel kirmizi ojeli kiza bir sey anlatiyor oluyor.
buyuk ihtimal masaya ask, sevgi, ihtiras bir dallas hali hakim cunku ikide bir telefona bakip durmasindan, konusurken sag bacagini sallamasindan mutevellit bir sisme can yelege sahip coca cola zero icen malbora layt cocugun aramasini bekledigi yeterince asikar.
allahim, deliriyorum. midterm doneminde bu sacmaiklara ayiracak nem var.
ihihihihihihih, basith hanim, bahsettiginz film gecen sene akbank film festivali kapsaminda gosterilmisti. ben de bir sure sonra izleme sansi bulmustum. konusu, oyunculari, olaylar..hmmph hepsi cok guzel. ben uc kere izlemis olmasam sizinle gelmek isterdim. bu arada ankapol'deki etkinligi bilmem mi hic. bugun 17:30 ya da 20:00 seansindaki filmlere talibim. ardindan da kesin alakasiz bir sey yaparim, ispanyollara savas bile acarim. isterseniz siz de bana katilin, bir el sallayin.
ben unutuyorum ya..
ben de unutuyorum ve türlü salaklıklar yapıyorum, yanlış kapıdan çıkıyorum, işlemleri yanlış yapıyorum, yanlış zamanlıyorum. dün sen tam bu başlıgı atarken, ben de benden mühendis olur mu diye soruyordum kendime. sonucta kafam karışık. o unutkanlıklar, dalgınlar, dikkat vermemekten veya organize olamamaktan olabilir mi, kafan yerinde değilmiş gibi hissediyor musun sen de tutku kız?
bugun ve yarın arka arkaya iki sınavım var, program yazmam gerekirken sana yazasım geliyor, bir coca cola zeroyu hakettim galibaa.
ah tutku hepimiz unutuyoruz. ama sen ne güzel demişsin. ben demeye kalksam tam diyeceğim an unutuyorum ne diyeceğimi. sınavlardan çıkınca siliniyor her şey. yabancı dilde bilmediğim kelimeleri yazıyorum bir kağıda, ezberlemek için. sonra unutuyorum. kağıt nerde, kelimeler nerde? bir de kim konuşmaya kalksa benle, zaman kıymetli diyor. ya da onun gibi şeyler. nasıl geçtiğini anlamadan akşam oluyor. şimdi de yaz geliyor. çok dertleniyorum.
t.
Hatırlamak neden gerekli ki? Önemli olan bulutu büyütmek değil mi?
aa vintage bilok olmuş.
merhaba sevgili ttku.
ben rüzgarbala yukarıda yazdığı üzere.
rüzgarbala.blogspot.com a tekrar başladım hayırlı olsun dileklerini commentler kısmıma bekliyorum.
ayrıcanak da kısafilmim de var =) yaa =)
sevgiler.